Sohbet


-          Tüketeceğim, bitireceğim
-          Yaşamadan tüketemezsin
-          Tamam işte acımı da dibine kadar yaşayıp tüketeceğim ve böylelikle bitecek. Hani bana diyorsunuz ya çok derin yaşıyorsun her şeyi diye. İşte bu yüzden. Hani yaşamak dediğin şey bu işte, en derininde hissetmek. An’ı. Tenine çarpan suyu. Kalbine oturan acıyı. Karnında uçuşan kelebeği. Ciğerinden sökülerek ağzından fışkıran haykırışı ya da diyaframından kopan portakal kahkahanı. En derininden getirerek, en yükseğe fırlatarak. Pervasızca sadece tüketerek. Hakkını vererek. Ve bitirmediğin hiçbir şeyi yaşamış olmuyorsun. Bak yine. Yine aynı Meryem. Didaktik, hiciv dolu kelimeler, yargılar. Çoğu zaman iğneleyici ve her zaman haklı! Hep mantıklı! İçimde bu fikirlere karşı bir şüphe var artık. Çünkü hayatım boyunca hep ne söylesem, ne düşünsem çok çabuk ikna ediyorum kendimi söylediklerime, düşündüklerime. Çok çabuk inanıyorum kendime. İnsan hiç mi yanlış düşünmez? Hiç mi yanılmaz? Sadece kendimi değil, etrafımdakileri de çok çabuk ikna ediyorum görüşlerime. Bundan çok sıkıldım artık. Yanılmak istiyorum. Yanlışlarımı bilmek istiyorum. Fikirlerime inanamıyorum, güvenemiyorum artık.
-          Ben seni görüyorum, biliyorum seni kaç yıl oldu. Sen hep böyleydin. Bize hep en doğrusunu bilen ve uygulayabilen nadir insanlardanmışsın gibi gelirdi. Gıpta ederdik. Bizim fikrimiz de gücümüz de yoktu senin gibi yaşayamaya. Mesela hiç unutmuyorum, bir gün yine okulun bahçesindeki büyük defne ağacının altındayız, hatırlıyor musun o ağacı? Beli yamuktu üstüne kolay çıkardık.
-          Evet iyi hatırlıyorum.
-          Sen, ben ve Sevinç bir teneffüs arasındayız. Bir çocuk geldi neydi adı şu Kılıç’ların oğlu.
-          Can Ali, gülümsedim.
-          Evet evet Can Ali, ne komik isim. Çocuk bütün cesaretini toplamış, Meryem konuşabilir miyiz?, dedi. Sen ne dedin?
-          Hatırlamıyorum.
-          Ne konuşacağımızı biliyorum, bu konuşmanın kimseye faydası olmayacak. Hatta sana zararı bile dokunabilir. Bu yüzden hayır konuşamayız, gibi bir şey dedin. 13 yaşındasın kızım sen, ne diyorsun?
Bir kahkaha patlattım yine ve devam ettim,
-          Şimdi de olsa aynı şeyi söylerdim sanırım.
-          Evet işte bundan söz ediyorum. Sen hep aynıydın. Doğru da olsa yanlış da olsa o an ne yaparsan yap sanki en doğrusu oymuş gibi yapardın. Hala öylesin. Sevinç’in belalısını hatırlıyor musun peki?
-          Selim
-          Evet Selim. Onun Sevinç’in yanına geldiği anı?
-          Haha evet.
-          Sevinç’in dili tutulmuştu, konuşamamıştı. Sevmiyordu da çocuğu.

-          Belki de seviyordur, bize söylemeye çekiniyordur. Sevmese bu denli heyecanlanmazdı sanırım.
-          Yok kızım ya Sevinç başka bir çocuğu seviyordu.
-          Evet evet doğru Hüseyin. Müzisyen olmuş çocuk. Geçen Antakya’da bir barda gördüm. Beşinci sınıf mezuniyetinde yaptığımız şarkı yarışmasını hatırlattım ona, ben birinci olmuştum o ikinci. O müzisyen oldu ben denetçi.
Gülüştük.
-          Bir de o çocuğa dair hatırladığım şey, çocuk sürekli küçük parçalar halinde doğranmış, küçük plastik bir saklama kabına saklanmış tavuk dönerler yerdi. Her gün ama her gün.
-          Evet babası dönerciydi. İşleri pek iyi gitmiyordu sanırım.
-          Annesi de terziydi, bizim tavşan kostümlerimizi dikmişti. Hatırlıyor musun?
-          Ah! Evet Antakya’nın kavurucu sıcağında pamuklu tavşan kostümü.
-          İşkence!
Kahvelerimizden birer yudum aldık ve ben devam ettim.
-          Mutlulukları da bu şekilde tükettim. Yaşamam gerekiyordu hepsini. Sündürmedim hiçbir şeyi. Canımın istediği anda tükettim. Bitince de hep yeni mutluluklar aradım, buldum, bulamadım. Buldular beni. Varlarmış, gördüm onları. Ama hep bitirdim. Ne zamana kadar sürebilecek ki bu döngü? Gücüm bitecek elbet. Ben de biteceğim elbet.
-          İşte tam da öyle zamanlarda muhtaç olduğun kudret seni seven adamda!
-          Hahahah! Zeynep ya, işte seni bu yüzden seviyorum. Bir de tabi beni sevdiğini bildiğim için.
-          Seni sevmesem beni sevmez miydin?
-          Beni sevmesen bana bunları hissettiremezdin. Beni güldüremezdin. Beni görmezdin ki beni sevmeseydin.
-          Aa hayır hayır en iyi görmemeler sizdedir Meryem Hanım, size bahşedilmiştir en güzel görmemeler.
-          Deme öyle
-          Kızım küfür et ama yapma bunu. İnsanı itin götüne sokuyorsun.
-          Umurumda değil demek işte, umurumda olacak meşgaleleri olsun ademoğlunun görebilmem için. Ki boş versene yahu kimin umurunda ki Meryem’in transparan gece görüşü. Rahatsız oluyor insanlar, sevmiyor bunu. Geçen bir film izliyorum, tam kafa dağıtmalık saçma salak bir film, Fantastik Canavarlar.  Cadılar falan var, büyücüler filan. Cadı kadın insanların düşüncelerini okuyabiliyor. Adam durdu ve , “Düşüncelerimi okumayı bugünlük bırakabilir misin? Seni sevmek istiyorum.” dedi.


2019'un Yazıydı
İstanbul'da bir akşam üstüydü.

Yorumlar

Popüler Yayınlar