Saate baktım 2:59un 3:00 oldugu saniyeyi gördüm ve saat gecenin 3u oldu İstanbul'da. Uyuyamıyorum, yapacak bişey de bulamadım biraz mazime bakıyım dedim. Facebook profilimden indikçe indim, gittikçe gittim. Bir yıl gittim. Gittikçe dönemsel farklılıklarla ruh halimi yansıtan müzikleri açtım teker teker dinledim. 06.06.2011u gördüm. Doğum günü kutlamalarımı okudum. Sağolsunlar dedim, gülümsedim. Zamanin gerisine doğru yolculuğuma devam ettim. Gündemden haberleri, alıntılarimi, şiirlerimi, nidalarimi, haykırışlarimi, isyanlarımı, mutluluklarımı okudum, dinledim. Baaktım ki bi sene daha geriye gitmişim. Bu sefer 06.06.2010u gördüm. Yeni insanlar girmiş hayatıma. Yeni kutlamalar eklenmiş geçen seneden farklı kişilerden. Arkadaşlarım, sevenlerim değişmiş. Aileme rastladım dönem dönem, farklı farklı. Bütün bunalımları hatırladım teker teker. Bu arada gelecekten geldiğim için geçmişteki fotograflarda benden gizlediklerini hatırladım, anlatamadıklarını ailemin, arkadaşlarımın. Bir de o gözle baktım onlara onların aklındayken benim aklımda değilken ki hallerimize baktım. Garipti tabii. Arada küçük tatlı atışmalara rastladım arkadaşlarımla. Tatil zamanında ayrı ayrı memleketlerdeki arkadaşlarımın özlediklerinden bana yazdıkları güzel sözleri okudum, gülümsedim. Farkına vardım neymişiz zamanında vay be dedim kimine. Kimine daha çok yol kat edicez bi bilsen neler yaşadık dedim. Kimine tekrar tekrar teşekkür ettim. Ama unuttugum hiçbir kimse yok onu farkettim. Tüm yorumlarımı okudum. Keşke yazmasaydım dediğim hiç olmadı. Arada verilmiş sözlere rastladım. Fark ettim ki çogunu tutmamışlar. Ama kızmadım, kırılmadım da. filmler, müzikler, kitaplar, gittiğim yerler hepsini gördüm tekrar tekrar. Şiirlerimi okudum. hala nasıl aynı Meltem oldugumu gördüm. Hiç değişmemiş şiir, müzik zevkim. Cümlelerim. Şikayetlerim değişmiş ama. Anladım ki kabullenmeyi öğrenmişim. Hiç korkmadım en derin duygularla paylaştığım şarkıları açmaktan, dinlemekten. Bundan da acıya, korkuya karşı duyarsızlaştığımı farkettim. Aslında hatırlamaktan korktugum hiçbişeyim olmadıgını farkettim. Dönmedim mi o zamana mesela Can Yücel'den, Küçük İskender'den, Mevlana'dan Yunus Emre'den, Nazım'dan Neruda'dan, O.Wilde'tan, Rimbaud'dan alıntılarımı okudugumda veya incubus'tan love hurts, Shontelle'den impossible, enjoy the ride,paolo nutini'den candy, 
rosey'den love, cem karacadan sevda kuşun kanadında, nazan öncel'den küçük gemiler, incesaz'dan kalbimdeki deniz,candan erçetin'den, sezen aksudan ya o müzeyyen senar, emel sayın şarkılarını duydugumda? Döndüm tabii ki o hallerime. 
Hissettim, biraz acıttı, biraz güldürdü, hatırlattıkça hatırlattı, götürdükçe götürdü beni. O zamana gittim, hatırladım, yaşadım ve geri geldim. Gelebildim. Üstüne bi sigara yaktım. Usulca çektim dumanını, sindirdim ve arta kalanı saldım. Gözümü yakmadan, farkettim ki sigara içmeyi de öğrenmişim. Profil bi yerde son buldu tabii. 
Saat sabaha yaklaştıkça Türkler uyudu tabii. Amerika'dan, Romanya'dan, Makedonya'dan, bulgaristan'dan, Rusya'dan arkadaşlar anasayfamda belirmeye başladı teker teker. Bir de gercek fotograf albümünde sararan çocukluğum adına sanal albümlerime baktım.
Dogum günüm mesela 2010daki. Teyzem, dayım, yengem, kuzenler, dedem, ninem, annem, babam, kardeşlerim... 
Hepimiz ama hepimiz vardık. Kocaman bi pasta üzerinde kocaman gülen ben. Sonra kapının çaldığı zamanı hatırladım o günden. Babam açmıştı, kardeşim ebrar abla koş demişti 'çiçek gelmiş baba çocuğu sorguya alıo' demişti. 19 tane kocaman kocaman kırmızı güller. Sonra önceki seneyi hatırladım, 2009 lise son. Vivaldi Cafe'de kutlamıştım. 
Pastamda yine kocaman bi ben çilek tarlasında çekilmiş bi fotoğrafım, elimde çilekler kırmızı, hırkam kırmızı. Arkadaşlarla kakara kikiri muhabbet ediyorduk masaya çiçek gelmişti 18 tane kırmızı gül. Masaya adıma gelen kokteyl. Ne de eğlenmiştik. Sonra 2008i hatırladım.
Cafe Bahane. Yine egoist ben kocaman gülen suratımla pastanın üzerindeyim tabii. Hayatımda ilk defa mutluluktan o zaman ağlamıştım. Bi sürpriz ancak bu kadar şok edebilirdi beni. Tabii ki 2010u da hatırlıyorum. 2010da hiçbişe yapmak istemedim ama hiçbişe.
Kendimle kutlamak istedim 20yi. Ev arkadaşım benim için kalmıştı istanbulda okulu bitmesine ragmen, memelekete gitmesine izin verdim. Aradılar, sordular, yazdılar kutladılar sağolsunlar ama gercekten kendimden başka kimseyi istemiyordum. Açık olan bi gerçek var 2008den bu yana. Eskiden yalnız olmaya cesaretim yokmuş, içten içe yaşarken ifşa etmeye cesaretim yokmuş. 
Belki de tahammülüm de yokmuş kendime. Ama şimdi yalnız kalmaya da, kendimle dertleşmeye de, hayatımın her döneminden acı tatlı şarkıları dinlemeye de, değişimlerimle yüzleşmeye de cesaretim var. 





Büyüyoruz. Değişiyoruz.









20 Ekim 2011- 04:31




İstanbul/Beyoglu

Yorumlar

Popüler Yayınlar