Gözümün nuru, hayatımın neşesi, gururum, en büyük aşkım!

Ablasının bi tanesi, gözümün nuru, hayatımın neşesi, gururum, en büyük aşkım! 

12 sene önce bugün aksama doğru saat 5-6 civarlarında amcamları aradılar kardeşiniz geldi, evde diye. Koşarak gittik Melda'yla. Nefes nefese zaten iki gözlü evimizin tek yatak odasına koştuk. Yatakta iki karış bir çarçaf yumağı. Üstüne eğildim, siyah bir ten ve daha nasıl açılacağını bile öğrenememiş bir çift lacivert göz. Sen kimsin, ben nereye geldim der gibi baktı bana. Ne yani kardeşim mi oldu şimdi der gibi de ben baktım sana. Sonra gözlerin açıldı, göbek bağın düştü, rengin açıldı git gide sarı bi çocuk olmaya başladın 'sus(civciv)' gibi tam. Her gün düzenli olarak ayaklarımda sallardım hem de saatlerce uyu da büyü diye. Dikkatin dağılmasın diye yüzünü örtsem de her örtüyü kaldırdığımda kocaman lacivert gözlerin 'Uyumak istemiyorum' der gibi bakardı, ben daha hızlı sallamaya başlardım. Çok yorulurdu ayaklarım, popom acırdı beton zeminden ama hiç durmazdım, sonunda uyurdun. Tam uyuduğundan emin olduktan sonra, ayaklarımı altından yavaşça çekip sobanın yanında senin için hazırladığım yatağa yatırırdım seni. Güzelce örter, öperdim. Altını kirlettiğinde uyanırdın. Çok pis koktuğunu söylerlerdi kakanın ama bana sorsan hiç de pis değildi, bebek kakası ne kadar pis olabilir ki? Sadece süt içiyordun. Sonra sünnet olman gerektiğini söylediler. Ağlamaya başladım, sünnet başlamadan. Bahçeye çıkıp evden uzaklaştım, ağladığını duymamak için kendi hıçkırıklarımın sesini yükseltiyordum. Bebeğim benim, büyüdükçe maviye çalan gözlerin kıp kırmızı olmuştu. Dikişlerin iyileşene kadar kimseyi yanına yaklaştırmadım. Sokağa çıktığında peşinden koştum. Sonra iyileştin ve iyi ki erken yaşta sünnet ettirmişiz dedim. Bir türkü vardı ne zaman söylesem ağlamaya başlar, abla sus sus ne olur sus derdin: ''Uzun ince bir yoldayım.'' Hatta bi ara bu yaştaki çocuk nerden bilsin de üzülsün bu türküye diye anlam veremedik de kesin reankarnasyon yaşıyor demiştik. Bilirsin pek de severiz Antakya'da öyle doğa üstü hikayeler yakıştırmayı. Bir de kakanı yapmasını öğrettik sana zar zor. Evin avlusunda saatlerce oturturdum, öğretmek için. Sonunda yapardın, yapardın da temizliğini yine ben yapardım. Bezine yapsan daha iyi. Ama tuvalette sıkılma diye bahçe manzarasına karşı avluda yapmana izin veriyorduk. Bütün sülale seni çok severdi, ne de olsa iki kızdan sonra tek erkek çocuktun. Dünya tatlısı, sarışın, mavi gözlü aynı rahmetli Ali dedeme benziyordun. Bu yüzden ayrı bi seviliyordun. Yeni vefat etmişti dedemiz. Gitmeden önce de anneme 'Oğlun olursa adını ''Ebrar'' koyar mısın?' demişti. Çok sevdiği Suriye'li bir dostunun doktor oğluydu Ebrar. Biz de adını Ali Ebrar koyduk. Sen bilmezsin, dedem ölümünden sonra rüyama geldi. Aynı yerinde oturuyordu, pencere kenarındaki somyasında. Üstünde battaniyesi, elinde tesbihiyle bağdaş kurmuş ak sakalı, mavi gözleri ve tüm heybetiyle... ''Siz gittiğimi zannediyorsunuz ama ben gitmedim.'' demişti. Ben anlam veremiştim tabii o yaşta. Anlattığımda da ruhunun senle geldiğini söylediler. Dedim ya severler Antakya'da öyle doğa üstü güçlerin varlığıyla kendi kendilerini hayrete düşürmeyi. Dedemin hergün rutin olan meşgalelerindendir; evin önündeki yeni dünya ağacının sarı yapraklarını bastonuyla düşürmek. Birgün seni elinde sopayla sarı yaprakları düşürürken gördüm, şok olmuştum. Tüm köyde dolanıyordu söylentiler. Büyük bi saygı duyarlardı Ali Dede'ye. Her sabah bütün köy onun Kur'an okuyan o güzel sesiyle uyanırdı. Kimse damada onu yenemezdi. Hatırladım da 1995-96 senesi miydi neydi gecenin bi yarısı telefon çaldı muhtarlıktan arıyorlar. Haber gelmiş deprem ihtimali varmış herkes evinin dışına çıksın dediler. Battaniyelerimizi alıp babamın çiçekler için yaptığı küçük kulübeye sıkışmıştık. Dedem çıkmamıştı evinden. Ölüm nerde nasıl geliyorsa gelsin, yeterince yaşadım mı demek istiyordu o zamanlar 4-5 yaşındayım anlam verememiştim. Böyle de korkusuz bir adamdı, Allah rahmet eylesin. Seni görsün çok isterdim. Beraber dama oynayın isterdim. Tabii sen dama bilmezsin olsun ona satranç öğretirdin veya o sana dama. Sonra sen büyüdün. 12 yaşında kocaman yakışıklı bi çocuk oldun. Şimdi genel kültürü, her konudaki bilgece sözleri, üstün zekası ve kocaman kalbiyle her geçen gün beni daha da gururlandıran kocaman bir çocuk oldun. Gördüğüm her sarışın çocuk Ebrar, kurduğum her hayalin başı Ebrar.. Uyandığım her sabahın başında şükranlarım Allah'a sen, Zehra ve Melda gibi kardeşleri bana bahşettiği için. İyi ki doğdun Ebrar'ım. İyi ki doğdun nurum. İyi ki doğdunuz, iyi ki ablanızım. Nice uzun ve mutlu hayatlara birlikte adım atmak dileğiyle... 

İstanbul/2012

Yorumlar

Popüler Yayınlar