Her kuşağa sevginin tanımını öğretti SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM.
Çok küçüktüm belki 7 belki de 8 ilk izlediğimde. TRT nin yeşilçam serilerinin vazgeçilmez filmi aynı zamanda annemin hayran olduğu sanatçı Kadir İnanır, babamın da hayranı olduğu Türkan Şoray. Her izlediklerinde yeniden yaşarlardı filmi, hikayeyi sanki ilk defa izliyormuş gibi. Annem Asya'nın yanında babam İlyas'ın. Bense ağlamaklı neden neden diye diye bendeki sevgi tanımı henüz ailemin dışına çıkmamış bir çocuk... Samet'e üzülürdüm, gerçek babasını hiç bilemicek diye. Yaşadığı mutluluğun yapay olduğunu düşünür, kendi halime şükrederdim. 8 yaşında aşkı ne denli bilen biri olarak bilmiyorum ama kızmıştım Asya'ya İlyas’I, aşkını seçmedi diye. O zamanlar sevginin gerektirdiklerini bilmiyordum tabii. Sadece sevdiği için sever insan sanıyordum. Gittiği için kızmaz, terk edişler, aldatmalar affedilebilir, unutlur çünkü sevgi hepsinden üstündür yapılanları ve geçmişi sorgulamaz zannederdim. İhanetin tanımını öğrenmemiştim daha. Sonra öğrettiler tabii. Öğrendim ki Asya İlyası seçmezken aslında sevginin tanımını değiştirmişti, bendeki tanımdan tamamıyla farklı.. İşin içine ‘emek’ katılmıştı. Sevmek yetmezmiş, severken sevgi için emek gerekliymiş, fedakarlık, mücadele vs. Öğrendim ki Sevgi emekmiş! Kalbi İlyas’tan yana da olsa kalbini değil de aklını kullanmıştı Asya. Ne oluyor şimdi sevginin tanımı? Hani sevgi kalpten gelen bişeydi, hani böyle kalbini hoplatan, kalbine oturan, kalbini yaşatan vs vs hep kalpten doğmuyor muydu? Peki Asya neden aklının yolunu seçti ki? Sonra geldi bi de bendeki sevgi tanımını değiştirdi, neymiş sevgi emekmiş! Ne yani aklımızla mı sever olduk? Karşılıksız sevemez olmuş insanoğlu. Egomuz mutluluğumuzun tepesine çıkmış, öyle bastırmış öyle ezmiş ki bir hiç uğruna sevilmeler, sevmeler Mevlananın satırlarında kalakalmış. Ne yazık ki vazgeçmenin tanımına egoyu katmış, onur denen duyguyla biz biz olmaktan çıkmış başkaları için yaşar hale gelmişiz.
8 yaşındaki Meltem olarak kalsaydım hala Asya'ya kızıyor olurdum. Ve 8 yaşında yaptığım gibi her izlediğimde sanki filmin sonunu değiştirebilecekmiş gibi Asya İlyas'a gitsin diye dualar ederdimi gözüm yaşlı. Ama 20 oldum. 12 yıl boyunca bana sevginin bu zamanlardaki tanımını öğrettiler, yaşattırlar ve kendileri gibi düşünmem için ellerinden geleni yaptılar. Sonunda dayatılmalar, yaşatılanlar, şahit olunan yaşanmışlıklar bizi bugüne getirdi ve dedi ki: Devir değişti, artık sevgi kalpten değil beyinden doğar oldu. Birinin seni sevdiğini söylemesi yetmez kanıtlaması gerek! Fedakarlık etmesi, vazgecmeyi bilmesi, soyut hersey bir yana somut şeylerle bunu ispatlamalı dediler. İnanın inanmak istemedim, çok direttim. Seviyorum demek kolay değil bir defa dedi mi insan demiştir artık dedim, seviyordur inanmak için başka şeye gerek yok dedim. Ama kimseye dinletemedim. Sonra zaten dinletmeme gerek kalmadı. Baktım ki doğru demişler. Seviyorum demek ağızda ciklet! Ağızdan çıkan kulağa girmeden çıkar olmuş. Sevilmeler hilekarlarmış. Kadın erkeğin cüzdanına, erkek kadının kalçasına bakar olmuş. Vallahi öyle değildi bizim oralarda, vallahi yoktu böyle kalpazanlar. Ya doğuştan öğrendiğim tanımlarla o zamanlarda kalsaydım, ya da onların tanımlarına bürünmüş dünyada doğsaydım. En saf duyguların çocukluğumuzda kaldığı zamanları ya hatırlamıyor olsaydım, ya da dediğim gibi en başından bu sahte, yapay dünyada doğup onlar gibi yaşamayı öğrenmiş olsaydım keşke.
Yıl olmuş 2012 tam 21 yüzyıldır insan insan olma yolunda ilermeye koyulmuş. Ama ne yazık ki geldiğimiz nokta önceden olduğumuzun ve olabileceğimizin gerisinde.
Beyoğlu/İstanbul
Yorumlar
Yorum Gönder